Fotoğrafım
Istanbul, Türkiye
Hassas yürekler taşıyoruz. Camdan, çatlayan, buğulanan, kırılan.. Candan dost aramamız da bu yüzden. Camdan anlayan..

26 Ocak 2009 Pazartesi

Sevmek risk almak mı?


Bu hafta sonundan itibaren genç bir konuğum var. Benim ufaklıklarımdan biri. Yaşamında oluşan değişikliği dengelemek için bir süre mekân değiştirmeye karar verdi ve bana taşındı:)
Geldiğinde neşesini ve gençliğin enerjisini de doldurdu eve. Evi dolduran kıpır kıpır müzikleri, her notaya salınıp kıkırdayarak tepki vermesini, benim dinlediğim caz ve opera cdlerini "aman yaa bunların içi geçmiş, hareket lazım bu eve" deyip kenara ayırmasını, benden uzun olan boyunun avantajını kullanıp elini omzuma atarak yürümesini, teyze yerine" gözlüklü şirin" demesini seviyorum.:)
Gelirken günün popüler parçalarından oluşan bir CD de hazırlamış:). Eee biliyor teyze yaşlı ve yorgun...
Cumartesi sabah saatlerinde bekliyordum. Ama sabaha karşı dayandı kapıya. Benimle birlikte bütün bina sakinlerini de uyandırarak hem de:). Bavuluyla kendisini içeri alıncaya kadar, merdivenlerin çokluğundan başlayıp, otobüs sürücüsünün hız yapmasına nasıl kızdığını, molada otobüs personelinin oturdukları masaya gidip sürücüyü haşlamasına varana kadar onlarca cümleyi sığdırdı 20 saniyenin içine.
Şimdiki gençler memnuniyetsiz falan demiyorum. Şikayet etmiyorum. Tam aksi bayılıyorum anında tepki vermelerine. Biz sanki daha bastırılmışız. Belki lise, üniversite dönemlerimizde bilinçli olarak sinik ve silik kişiler yetiştirilmeye çalışılıyordu ve bizde o sistemin oyuncağı olduğumuz için böyleyiz. Bilmiyorum. Bayılıyorum gençlerin homurdanmalarına:)
Cumartesi, benim için haftanın en önemli günlerinden biri. Hem raporlamalarım var hem gelecek haftanın programı. İşe gidilecek. İstemeye istemeye de olsa işe gittim. Döndüğümde bir gözü şişmiş ve kızarmış buldum ufaklığı. Ben evden çıkarken bir şey yoktu, gözü şişmiş olarak uyanmış.
Apar topar en yakın hastaneye gittik. Alerji dediler. Alerji ama ne alerjisi? Yetmedi. Bir başka hastaneye daha gittik. Ufaklık sürekli," teyze dertsiz başına dert açtım, bir şey olmaz, bir şey yok" deyip durdu. Bana göre, içim rahat edene kadar gerekirse kırk doktorun kapısını çalacağız. Sonunda gittiğimiz üçüncü hastanenin kadrosunda yer alan bir alerji uzmanı çağırıldı. Bir göz doktoru ve alerji uzmanının sağlam muayenesi, bir iki test, ufaklığın ifadesi sonucu, Topçular - Eskihisar arasında sabaha karşı denizi izlerken, gözüne böcek ya da kirli deniz suyu damlası çarpması sonucu ortaya çıkan bir durum olduğuna karar verildi. İlaç yazıp gönderdiler bizi.
Eve dönerken nöbetçi eczane aradık, bulduk, aldık ilaçlarını. O hala gözünü değil beni düşünüyor, "boşuna bu kadar kendimi yorduğumu, yeniden yeniden dertsiz başıma dert aldığımı, gelmemesinin daha iyi olacağını" söyleyip duruyordu.
Onu uyuttuktan sonra oturup düşündüm. Dertsiz başıma dert açmak...
Onun değil de benim başıma gelseydi ayni şey, ilk doktorun verdiği ilaçları alır eve giderdim muhtemelen.
Annesi yanındayken bu olsaydı daha mı az korkar? Daha mı az üzülürdüm?
Bu çocuğun doğumunda ablamın yanındaydım. Kordon boynuna iki kez dolaştığı için boğulmak üzereydi doğduğunda, masmavi bir bebek tutuşturmuşlardı kollarıma. "Boğuldu, biz elimizden geleni yaptık, ısınıp kendine gelirse yaşar" demişlerdi. Isıtmak için sımsıkı sarılmış, saatlerce gözyaşlarımla yıkamış, minicik ellerini tutup, minicik kulağına neden hayata tutunması gerektiğini anlatmıştım.Bunları bilmiyor bu çocuk. Belki hiç anlatamayacağım ona...
Normalde öğle saatlerine kadar uyur. Bu sabah, ben evden çıkarken uyanmıştı. Gözünün iyileştiğini gösterdi. Bak bir şey yok, olmaz dedim haklıymışım değil mi deyip onay aldı, bilgeliğinin zaferini kutladı:) Sonra da "teyze anne yarısı derler ya öyle değilmiş. Benim teyzem, annem kadar uğraştı, korktu, üzüldü" dedi. İki damla yaş süzülüverdi. Sarıldım, öptüm. Saf, temiz, yalın sevgisini, kokusunu içime çektim.
Sevdiklerimiz, bizim yaşamdaki anlamlarımız değil mi?
Onlar için kendimizden vazgeçmez miyiz?
Birisi için bir anlam ifade ettiğimizi bilmek, yaşama dayanma gücümüzü arttırmıyor mu?
Sahi siz neler yaparsınız sevdikleriniz için?
Dünyaya yalnız gelip yalnız gideriz diye bir söz vardır; Peki ama doğumdan ölüme kadar yaşananlar?
Yoksa İnsanın sadece kendisi için endişelenmesi, kimsenin sorumluluğunu almaması daha mı iyi? Bir sorumluluk aldığımızda daha çok mu inciniyoruz üzülüyoruz?
Sevmek risk almak mı?
Ne dersiniz?
 
bu blog "atalet"le yapıldı