Fotoğrafım
Istanbul, Türkiye
Hassas yürekler taşıyoruz. Camdan, çatlayan, buğulanan, kırılan.. Candan dost aramamız da bu yüzden. Camdan anlayan..

19 Ocak 2009 Pazartesi

paranoyak olmam takip edilmediğim anlamına gelmez




Bu hafta sonu, kullandığım GSM şirketinden bir sms geldi. SMS içeriğinde:
"KİM NEREDE
Aklınız sevdiklerinizde kalmasın!
Nerede olduklarını öğrenmek için bir sms yeter."
diyor.

Daha mesajın içeriğini algılamama fırsat kalmadan ablam aradı ve bana da bu mesajın gelip gelmediğini sorduktan sonra, eskiden çalışanı olduğum bir GSM şirketi olduğu için hakkında her şeyi bildiğimi düşündüğünden, bu sisteme üye olmak istediğini ve kızlarının nerede olduğunu bu sayede bilebileceğini içinin rahat edeceğini söyledi ve onu bu sisteme üye yapmamı istedi..
İki kızı da yanında yaşamıyor ablamın, aklı zaten kızlarında. Biri İzmir'de çalışıyor, diğeri de Denizli'de okuyor.
Kızlarından böyle bir şeyi yapmak için izin almam gerektiğini, kızlardan izin almadan onu bu sisteme kaydettirmek için harekete geçmeyeceğimi söyledim. Ablam çok bozuldu. Neredeyse yüzüme kapattı telefonu.

Son derece masum bir sunumu var bu yeni sistemin.
Oğlunuz okula gitti mi?
Derse zamanında yetişti mi?
Kızınız kurstan döndü mü?
Eşiniz ofisten çıktı mı?
Diye soruyorlar sunumunda.

Öyle ya amaç kesinlikle takip etmek değil. Siz sadece sevdiklerinizin nerede olduğunu bilin de içiniz rahat etsin!!!

Aklıma yaklaşık bir yıl önce yine benzer bir kampanya yüzünden kapıldığım paranoya geldi. Aşağıdaki yazıyı 14.04.2008 tarihinde blogcudaki sayfamda yayınlamıştım. Daha önce okumuş olanlardan özür diliyorum. Ama sanırım bu yazıyı her altı ayda bir yayınlamak da faydalı olacak gibi.

“War is peace SAVAŞ BARIŞTIR
freedom is slayery ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR
ignorance is strength BİLGİSİZLİK KUVVETTİR.
Bir GSM şirketi yeni bir kampanya başlattı. Cep telefonunuzdan bir numaraya mesaj atıyorsunuz. O saatten sonra sabit numaraları aradığınızda dakikası 5 kuruşa konuşabiliyorsunuz. O sırada evde olduğunuzu biliyorlar.
Bir sigorta şirketi yeni bir kampanya başlattı. Otomobilinize bir çip takıyorsunuz. Uydudan sizin ne kadar mesafe kat ettiğinizi izliyorlar ve kasko ücretinizi ona göre tahsil ediyorlar. Yani az yol giden az, çok yol giden çok ödüyor. Ama bunun karşılığında ne zaman nereye nereden nereye gittiğinizi görüyorlar.
Dijital platformlar çoğunlukla ev telefonuna bağlı. Televizyonda neyi, ne kadar, ne zaman izlediğinizi biliyorlar.
Çoğu internet bağlantısı da telefon kablosu üzerinden. Bu durumda ne zaman evde olup internet kullandığınızı biliyorlar.
Başta e-mail olmak üzere internet üzerinden yapılan tüm haberleşmenin bazı gizli servisler tarafından izlendiğini ve süzgeçten geçirildiği artık bir şehir efsanesi değil.
Güvenlik gözetleme sistemi MOBESE’yi, trafik ihlallerini gözleyen EDS’yi artık bilmeyen yok. Kim bilir günde kaç kez o görüntülere giriyorsunuz.
Özel şirketlerin ve kamu kuruluşlarının güvenlik kameralarını saymıyorum bile.
Bütün bunların üzerine bir de neredeyse her üç ayda bir patlayan “telekulak” skandallarını eklemeyi unutmayın.
Farkında mısınız bilmem ama dünya kocaman bir BBG evine döndü.
George Orwell’ın 1984 adlı dönemine göre bilimkurgu sayılan romanını okudunuz mu?
George Orwell, “1984” adlı ünlü romanında bugün hepimizin kullandığı “soğuk savaş”, “büyük birader”, “düşünce polisi” kavramlarını dünya diline kazandırdı.Kırklı yılların sonunda kafasını hiç bir gizlisi kalmamış, tümüyle saydam hâle getirilmiş insan tipinin vizyonuna takan George Orwell, mutlak kontrol ile bu saydamlığı sağlayan süper devlete kitabında “Okyanusya” adını yakıştırmıştı.
“Büyük Birader”in yönetimindeki bu devlette, yaşam alanlarının her köşesine yerleştirilmiş kameralar olan, insanların attığı her adımın, sarf ettiği her sözün resmî makamlarca nasıl izlenip, arşivlendiği anlatılmaktaydı söz konusu romanda.
Tek boyutlu toplumun ve düşüncenin oluşturulmasında en önemli araçlardan biri de kuşkusuz “dil”dir. Dil zenginleştikçe, düşünce de zenginleşir.
Orwell 1984 adlı eserinde bu düşünceden hareket ederek, partinin yeni bir dil yaratma çabasından söz eder. Buna göre, eski dilin kelimeleri, “iskelet haline” getirilinceye kadar kesilip biçilecekti. Amaç, Örneğin, “iyi” kelimesinin tersi olan “kötü” kelimesi kullanılmayacaktı. Bunun yerine “yokiyi” öneriliyordu. Yine, “iyi” kelimesinin derecelerini belirten kelimeler de kesilip biçiliyordu yeni dilde. Örneğin, “Mükemmel”, “mümtaz” yerine, “artıiyi”, “katmerliiyi” gibi kelimelerin kullanılması düşünülüyordu: “Neticede iyilik ve kötülük kavramı gerçekte tek kelime ile elde edilecekti.”
Düşünce hayatını yok etmek ve ülkenin geçmişiyle ilişkisini koparmak için ülkenin dili tahrip edilmekte, sürekli yeni kelimeler üretilmekte, halk içeriği boşalmış kelime ve kavramlarla birbirini anlamadan konuşmaya zorlanmaktadır.
Eski kavramlardan ve eski kelimelerden arındırılan yeni dilin adı “Yenikonuş”tur. Yenikonuşun temel ilkesi düşüncenin tüm türlerini olanaksız kılmak, düşünme sınırlarını daraltmaktır. “Sonunda düşünce suçunu olanaksızlaştıracağız, çünkü en sonunda, onu anlatacak sözcükler kalmayacak. Gerek duyulan her kavram tüm eşdeğer sözcüklerinden sıyrılarak, anlamı kemikleştirilmiş tek bir sözcükle anlatılacak... Sözcük sayısı her yıl biraz daha azalacak ve bilincin alanı her yıl biraz daha daralacak... Dil yetkinliğe ulaştığı zaman devrim tamamlanmış olacak...” Yeni sonuçta bütün kavramların içi ya hiçbir şey ifade edemeyecek şekilde boşaltılmıştır veya tamamen tersi kavramlarla doldurulmuştur.
Mesela savaş bakanlığının adı “Barış Bakanlığı”dır; rejimin işine gelmeyen gerçeklerin inkârı ve saptırılmasıyla görevli bakanlığın adı da “Doğruluk Bakanlığı”dır... Romandaki “düşünce polisi”nin insanları konrol için kullandığı gözetleme mekanizması, aslında kitabın yazıldığı kırklı yıllarda hayal ürünü olmaktan öteye gitmese de günümüzün sunduğu gerçekler, Orwell’in tasavvur edebildiklerini çoktan geçti bile.


Bir şeyler size de tanıdık geliyor mu ? “
 
bu blog "atalet"le yapıldı