Fotoğrafım
Istanbul, Türkiye
Hassas yürekler taşıyoruz. Camdan, çatlayan, buğulanan, kırılan.. Candan dost aramamız da bu yüzden. Camdan anlayan..

8 Ocak 2009 Perşembe

Aldığın sevgi, verdiğin sevgi kadardır.



Dün akşam, mesainin bitmesine dakikalar kalmış, hatta bilgisayarımı bile kapatmışım. Çıkmadan önceki son rötuşları yapmak üzere lavaboya yöneliyordum ki blackberry tıkırdadı. Hem de şirket mailimden tıkırdadı. Bu saatte şirket mailinin tıkırdaması pek hayra alamet değildir. Biraz tedirgin, açıp baktım. Tenha saçlı adamdan bir mail gelmiş. Mailin konusu “Bavul Hikâyesi”. Görür görmez “aha dedim, bir yolculuk var ya dur bakalım kim gidecek, nereye gidecek?”

Mailde yazanlar sadece şu kadar:

“Bavul Hikâyesi"
Tür: Devlet Tiyatroları
Yazan: Raşit Çelikezer
Yöneten: Turgay Kantürk
Dekor Tasarım: Ethem Özbora
Giysi Tasarım: Medine Yavuz
Işık Tasarım: Ayhan Güldağları
Müzik: Tolga Çebi
Şişli Cevahir Saat:20:00

Hıım anlaşıldı, tiyatroya gidiliyor. Eh, mail bana geldiğine göre herhalde benimle gidecektir, değil mi ama ?
Gene de garantiye almak lazım, Bugün gidiyor muyuz? Yoksa böyle bir oyun var deyip fikrimimi sordu. Aradım:
-Ne zaman gidiyoruz?
-E saatini yazdık ya oraya saat sekizde. (Pek düşüncelidir. Saatini yazmış. Hata bende, neden tekrar arayıp ne zaman diye sorarım ki )
-Anlaşıldı komutanım, saat sekizde oyunu izlemek üzere emir ve görüşlerinize hazır olacağım!
-Daha erken gel yemek yeriz.
-Emredersiniz komutanım. Üstüme rahat bişiiler giyip geliim mi?
-Eve gidip üst değiştirmekle uğraşma şimdi, geç kalırsın, üstündekiler iyidir.
(Üstümde ne var desem hem konuşmanın seyrinin değişmesi, hem de hatırlamaması olasılığı var ikisini de göze alamadım.)
-Uçarak geliyorum....

Oyunun başlamasından bir buçuk saat önce buluştuk. Akşam trafiğinde, o yolu yarım saatte gitmeyi becermiş biri olarak madalyayı hak ettim.

Paltosunun kocaman iç cebinden bir kitap çıkarttı, “Şu kitabını da vereyim unutmadan” diyerek elime tutuşturdu.
İkinci el bir “Thomas Hardy” “Çılgın Kalabalıktan Uzak” romanı.

(Bu olayın önemini çözemeyenler için not: Issız Adam filmindeki Issız adam, Ada’yı tavlamak için, Ada’nın bir kitapçıda sorduğu "bu kitabı" satın alıyor, ön sayfasına kendi telefonunu yazıp Ada’ya veriyordu. Ama Ada, kitabın yenisinin her yerde bulunduğunu, oysa kendisinin özellikle ikinci elini istediğini söylüyordu. )

(Herkes için not: Yok canım, bu yaş ve bu saatten sonra beni tavlamaya çalıştığı falan yok. Sadece beni gülümseten, şık bir jestti. )

Oyun, keyifli bir oyundu. Tavsiye ederim.


 
bu blog "atalet"le yapıldı