Fotoğrafım
Istanbul, Türkiye
Hassas yürekler taşıyoruz. Camdan, çatlayan, buğulanan, kırılan.. Candan dost aramamız da bu yüzden. Camdan anlayan..

6 Ocak 2009 Salı

Call me İsmael!





“Call me İsmael!” ("Bana İsmail deyin!" ) *

Bu cümle Moby Dick romanının açılış cümlesi. Herman Melville’in o, çok ünlü romanını bilmeyen var mı?

Moby Dick’te özetle; Kaptan Ahab’ın bacağını koparan bir beyaz balinayı tutkuyla, hırsla ya da belki saplantıyla takip etmesi anlatılır.

İroni, mitoloji ve gerçekçiliğin iç içe geçtiği bu romanında denizi, gemicileri, balinaları ve tabii bu arada kinin ve tutkuların tutsağı olan insan ruhunu anlatır şair Herman Melville.

Dünya Edebiyat Yorumcularına göre; romanda Moby Dick kötülüğün simgesi olmasına karşın, bana göre yaşam mücadelesindeki bir balinadan başka bir şey değil. Aslında kötü olan, tek bacaklı, korkunç Kaptan Ahab'tır.


Çocukken okumuştum ve çocukluk çağımın iyi - kötü ayrımına göre Kaptan Ahab kötüydü benim gözümde. Onun hırsını, tutkusunu, insanın tutkularının tutsağı olmasını anlamamıştım.

Belki bu duygular bana yabancıydı o zamanlar. Hem insan hissettiklerini seçemez değil mi ?

Üniversite yıllarında, Moby Dick’i okul kitaplığında, kocaman, ağır hukuk kitapları arasında ve bence alakasız bir yerde bulduğumda şaşırmıştım. Vize dönemiydi, yeniden okumayı düşünmemiştim bile.
Şu aralar günlerim, bir şeylerin olmasını, bir sonuç almayı beklemekle geçiyor.

Daha önce dünyaya ve kendime hiç bakmadığım bir gözle bakmaya ve Moby Dick’i yeniden okumaya başladım.

Bu kez Melville’ e hayran oldum.
Bir beyaz renk yedi sayfada anlatılmış örneğin. Diyor ki; "Bu renk güzel, onurlu, ulu olan her şeyi içinde barındırmakla birlikte; yine de bu renkte gizemli, soyut bir korku saklıdır. İnsan ruhunu, kan kırmızısından daha çok sarsan bir korku... "

Melville, Kaptan Ahab’ı anlatırken ise; “Yaşlı ve yorgun bir balina avcısı, onun üzerinde imparatorluğun süsleri yok. Ahab, seninki farklı bir büyüklük” diyor.
Çocukluğumda sevmediğim, hatta biraz da korktuğum Kaptan Ahab'tan özür dilemek geçiyor içimden.
Ya da bir başka bölümde, uzun bir direği anlatıyor. Gemideki denizciler bir direğin tepesine tırmanıp direğin tepesinden gözcülük yapıyorlar. İşte o uzun direğin tepesinden görünenleri öyle bir anlatmış ki; kendinizi denizin ortasında yapayalnız, çıplak, denizle baş başa hissediyorsunuz.

Bir defa daha okuyorum Moby Dick'i ve anlıyorum ki: Çoğu zaman “bir şey”, sadece “bir” şey değildir. Bazen de balina, sadece balinadır.


-moby dick


---------hale'ye


belki büyürüm günün birinde


derim kalınlaşır korur içimi


sıcak denizlerden buzlu sulara


yıllarca bir üzgün balina


belki beni bir avlayan çıkar


Ahab zıpkınıyla kanatır beni


binlerce mekik ve iplik sırtımda


diplere kaçırırım katilimi


ta derinlerde o nefretiyle


ben kılıfımla baş başa


ne güzel ölüler ağır ağır


iş bitip gemi batınca


köpüren dalgalar sessiz derinler


ölü gemiciler hepsi düş


pekod'un peşinde kıyıya vurdum


kimseler beyaz demesin bana



Barış Pirhasan



*Tevrat'daki İsmail peygambere bir gönderme bu cümle.İsmail, evsiz, yurtsuz kalmış, annesi ile birlikte evinden kovulmuş, çölde dolaşıp duran bir âdem.
 
bu blog "atalet"le yapıldı