Cuma akşamı spor salonundan çıktım, yürüyorum. Normalde bu yürüyüşü yürüyüş bandında yapmam gerek. Fakat hem Cuma, hem İstanbul, hem de iki köprünün girişine yakın bir bölge söz konusu olunca, herhangi bir vasıta ile gitmek, yürüyerek gitmekten en az iki kat daha uzun sürecek. Yürüyüş bandı yerine eve yürüyerek gitmeyi tercih ediyorum. Hedef Ana Cadde.
Spor salonunun bulunduğu caddeden çıkmak üzereyim. Köşeden dönen bir taksinin içindeki dört kadın, kaldırımın köşesindeki bir başkasına sesleniyor.
-Ayırlı işler Ayriye ablaa.
Ayriye abla el sallayıp sesleniyor:
-Neo kız, neriye bu saatte. Erken bırakmışınız.
-Düğüne gidiyoz düğüneee…
Taksi ve içindekiler uzaklaşırken ben Ayriye ablaya yaklaşmaktayım. Bir yandan bu saatte, (20.45 gibi) yolun biraz daha loş olan kıyısında durması sebebiyle, Ayriye ablanın mesleği ile ilgili tahminde bulunmaya çalışıyorum. Göz ucuyla baktığım Ayriye ablanın ayağında siyah botlar elinde siyah bir çanta üstünde bir kaban ve başı yarım yamalak örtülü. Bildiğiniz ortalama, komşu ziyaretinden evine dönen Türk kadını görüntüsü.
Aramızda artık iki metre kadar var.
Ayriye abla:
Spor salonunun bulunduğu caddeden çıkmak üzereyim. Köşeden dönen bir taksinin içindeki dört kadın, kaldırımın köşesindeki bir başkasına sesleniyor.
-Ayırlı işler Ayriye ablaa.
Ayriye abla el sallayıp sesleniyor:
-Neo kız, neriye bu saatte. Erken bırakmışınız.
-Düğüne gidiyoz düğüneee…
Taksi ve içindekiler uzaklaşırken ben Ayriye ablaya yaklaşmaktayım. Bir yandan bu saatte, (20.45 gibi) yolun biraz daha loş olan kıyısında durması sebebiyle, Ayriye ablanın mesleği ile ilgili tahminde bulunmaya çalışıyorum. Göz ucuyla baktığım Ayriye ablanın ayağında siyah botlar elinde siyah bir çanta üstünde bir kaban ve başı yarım yamalak örtülü. Bildiğiniz ortalama, komşu ziyaretinden evine dönen Türk kadını görüntüsü.
Aramızda artık iki metre kadar var.
Ayriye abla:
—Kızım bakaarmısın diyor.
Kime seslendiğini anlayamadım, gayriihtiyarî kafamı çeviriyorum.
-Bi dakka bakar mısın, diyor yüzüme bakarak.
Kime seslendiğini anlayamadım, gayriihtiyarî kafamı çeviriyorum.
-Bi dakka bakar mısın, diyor yüzüme bakarak.
Duraksayıp yarı şaşkın yüzüne bakıyorum. Elini bana doğru uzatıp bir adım atıyor. Birden geriliyorum. Ayriye ablanın elini uzatarak attığı adım, donup kalmama yol açıyor.
Yarı çığlık atar gibi boğuk bir ses duyuyorum:
Yarı çığlık atar gibi boğuk bir ses duyuyorum:
—Sakın yaklaşma diyor ses.
Benim sesim olduğundan emin değilim.
Kafamda aynı anda binlerce düşünce; ne yapacağım, nasıl yapacağım, çantamda, cebimde kendimi savunabileceğim ne var… Anahtarlık geliyor elime montumun cebinde. Anahtarlığa elim değdiğinde rahatlıyorum biraz olsun. 5 Adım atsam yola çıkacağım. Ama hala, hızla uzaklaşma seçeneği gelmiyor aklıma. Aydınlık, kalabalık yol orada beni bekliyor. Kıpırdayamıyorum.
Ayriye abla ne yaşadığımı çözememiş doğal olarak, onu dinlemek için durduğumu ama sesini bana duyuramadığını sanıyor bana doğru bir adım daha atarken;
- Kızım bozuk paran var mı? Eve gidicem, çantamı çaldırdım…
Daha yüksek sesle bir öykü yazmakta, para koparabilmek için.
Dinlemiyorum. Anahtarlığa sımsıkı sarılmış;
-Yaklaşma. Diyorum. Sakın yaklaşma, uzak dur.
Kadının para istediğini algılamam zaman alıyor. Cebimdeki birkaç bozukluğu verip koşar adım uzaklaşıyorum oradan.
Yaşadığım duygunun adı korku. Bu duygunun bana tanıdık olduğunu bilmiyordum. Korkak biri değildim. Tam aksine uzun yıllar tek başıma yaşadım. Yolları karanlık olan, sokak lambaları yanmayan semtlerde de oturdum. Fakat korkusuzca yürüyebildim sokaklarda.
Dört yıl önce kapkaççı saldırısına uğradım.
Bu, belki bir dakika bile sürmeyen olay sırasında anladım ki; Korkuyu bir defa yaşayınca aslında onun baktığınız her şeyin arkasında olduğunu hissediyorsunuz.
Benim sesim olduğundan emin değilim.
Kafamda aynı anda binlerce düşünce; ne yapacağım, nasıl yapacağım, çantamda, cebimde kendimi savunabileceğim ne var… Anahtarlık geliyor elime montumun cebinde. Anahtarlığa elim değdiğinde rahatlıyorum biraz olsun. 5 Adım atsam yola çıkacağım. Ama hala, hızla uzaklaşma seçeneği gelmiyor aklıma. Aydınlık, kalabalık yol orada beni bekliyor. Kıpırdayamıyorum.
Ayriye abla ne yaşadığımı çözememiş doğal olarak, onu dinlemek için durduğumu ama sesini bana duyuramadığını sanıyor bana doğru bir adım daha atarken;
- Kızım bozuk paran var mı? Eve gidicem, çantamı çaldırdım…
Daha yüksek sesle bir öykü yazmakta, para koparabilmek için.
Dinlemiyorum. Anahtarlığa sımsıkı sarılmış;
-Yaklaşma. Diyorum. Sakın yaklaşma, uzak dur.
Kadının para istediğini algılamam zaman alıyor. Cebimdeki birkaç bozukluğu verip koşar adım uzaklaşıyorum oradan.
Yaşadığım duygunun adı korku. Bu duygunun bana tanıdık olduğunu bilmiyordum. Korkak biri değildim. Tam aksine uzun yıllar tek başıma yaşadım. Yolları karanlık olan, sokak lambaları yanmayan semtlerde de oturdum. Fakat korkusuzca yürüyebildim sokaklarda.
Dört yıl önce kapkaççı saldırısına uğradım.
Bu, belki bir dakika bile sürmeyen olay sırasında anladım ki; Korkuyu bir defa yaşayınca aslında onun baktığınız her şeyin arkasında olduğunu hissediyorsunuz.
